14 Kasım 2010 Pazar

GELENEKSEL TÜRK TiYATROSU

TÜRKiYE'DE HALKBiliMi
MÜZECiLİĞİ ve SORUNLARI
SEMPOZYUMU BiLDiRiLERi
Yayma Hazırlayanlar
M. Öcal Oğuz
Tuba Saltık Özkan

Mevlüt ÖZHAN
Genelolarak müze; sanat yapıtlarınıve doğa nesnelerini toplayarak bunları toplumun
gelişmesi ve eğltilmesl amacıyla inceleyen, sergileyen, koruyan kurum olarak
ifade edilir. Onsekizinci yüzyılda ortaya çıkan müzecilik kavramı daha sonraki
yıllarda gelişme göstermesine karşın ancak yirminci yüzyılda bilimsel yaklaşımla ele
alınmaya başlar. Ülkemizde ise ondokuzuncu yüzyılın ortalarında başlayan müzecilik
Cumhuriyetin ilanından sonra gelişip yaygınlaşır. Önce büyük kentlerimizden
başlamak üzere müzeler kurulur. Bu müzelerden bazılarında (Topkapı Sarayı Müzesi'nde
olduğu gibi) hem arkeolojik hem etnografik malzemeler birlikte sergilenir. Bazılarında
ise sadece arkeolojik eserler sergilenir.
Üzerinde pek çok medeniyetin filizlenip gelişti~i, Anadolu, bu medeniyetlerin
yarattığı kültür ve sanat değerlerinin çoğunu günümüze kadar yaşatmıştır. Bu zengin
değerlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması, çağdaş müzecilik anlayışı
içerisinde sergilenmesiyle mümkün olacaktır.
Son yıllarda çağdaş müzecilik anlayışına uygun müzeler yapılmakta, kültürel
değerlerimiz bu müzelerde en iyi şekilde sergilenmektedir. Ancak ülkemizde folklor
açık hava müzeleri ile ihtisas müzelerinin olmayışı büyük eksiklik olarak gözümüze
çarpmaktadır. Avrupada ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru kurulmaya başlayan
ve bugün bütün Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan folklor açık hava müzeleri ülkemizde
henüz kurulamamıştır. Kültür Bakanlığı ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi işbirligi
ile 1985'Ierde başlatılan çalışmalar ne yazık ki çeşitli nedenlerden dolayı sonuçlandırılamamıştır.
Oysadünyada olduğu gibi ülkemizde de sosyal yaşamdaki ve teknikteki
gelişmeler pek çok folklorik değerleri yok etmektedir. Bu değerlerin zaman
kaybedilmeden toplanıp çağdaş bir anlayışla sergilenerek gelecek kuşakların hizmetine
sunulması gerekir. Geleneksel Türk tiyatrosu olarak nitelendlrdiğirniz karagöz,
kukla, ortaoyunu, meddahlık, dramatik köy seyirlik oyunlarıda geleneksel kültürel
değerlerimiz içerisinde önemli yer tutmaktadır. İnsanlığın varoluşundan itibaren
üretim ilişkilerinden ve inançtan kaynaklanan dramatik köy seyirlik oyunları işlevini
kaybettiği için günümüzde artık oynanmamaktadır, oynananlar da eğlenmek
amacıyla oynanmaktadır. Ortaoyunu, meddahlık günümüzde klasik biçimiyle oynanmamaktadır.
Karagöz ve kukla ise çok az sayıdaki kurum, kuruluş ve sanatçının

çabasıyla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bu kültürel değerlerimizle ilgili malzeme ve
dokümanların toplu olarak serqilendiği bir müzeye sahip değlllz. Yalnız karagöz tasvirleri
~e!]işik kurumlarca arşivlenmekte veya sergilenmektedir. Kültür Bakanlığı
Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlü!]ü Halk Kültürü Arşivi en
zengin karagöz tasviri koleksiyonuna sahiptir. Katip Salih, Hayali Memduh, Hayali
Nazif, Hayali Küçük Ali, Ragıp Tuğtekirı, Metin Özlen, Kemalettin Sevilen ve isimleri
bilinmeyen bazı sanatçıların tasvirlerinden oluşan binbeşyüze yakın tasvir Halk
Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlü!]ü Arşivinde korunmaktadır. Ayrıca
Topkapı Müzesinde, Yıldız Sarayı Müzesinde ve Istanbul Belediye Müzesinde bazı
sanatçılar tarafından yapılan tasvirlerle, ortaoyunu kostümlerinin bir bölümü sergilenmektedir.
Sözünü ettiğimiz yerlerdeki dokümanlar daha çok arşivlik malzeme
olarak korunmaktadır.Oysa bu malzemelerin çeşitIendirip zenqlnleştlrilerekbir müzede
en iyi şekilde sergilenmesi gerekir. Pek çok Avrupa ülkesinde ve SovyetIer BirIi!]
i'nin da!]ılmasıyla oluşan ülkelerin bazılarında kukla ve gölge oyunu müzeleri kurularak
kendi kuklaları sergilenmektedir. Fransa ve Almanya gibi ülkeler ise kendi
kuklalarının yanısıra diğer ülkelerin kukla ve gölge oyunu malzemelerini toplayarak
sergilemektedirler.
Geleneksel tiyatro malzemelerinin sergilenmesi bu kültür değerimizin gelecek
kuşaklara aktarılması bakımından önem taşıdığı gibi çağdaş tiyatro rejisörlerinin,
sanatçılarının oyun yazarlarının, sahne tasarımcılarınınyararlanmalarıiçin de önem
taşımaktadır.
Her ulusun geleneksel tiyatrosu o ulusun edebiyatı, halk müziğl, halk oyunları,
el sanatları giyim kuşamı, sosyal ilişkileri, üretim ilişkileri, yaşam biçimleri, estetik
ve sanat anlayışları konusunda bilgiler verir, ait olduğu dönemin bütün bu bilgilerini
geleceğe yansıtır. Ôrneğin karagöz oyunlarında canlandırılantiplerin yaşadığı dönemin
insan ilişkileri, davranış biçimi, edebiyatı, giysileri, rnüziği ve sanat anlayışı hakkında
bilgiler ediniriz. Kukla, ortaoyunu, meddahlık ve köy seyirlik oyunları için de
aynı şey sözkonusu. Bu anlamda geleneksel tiyatro müzeleri bize folklorumuzun hemen
her alanında bilgi sunma özelllğlnl taşırlar.
Geleneksel Tiyatro Müzesinde neleri nasıl sergilemeliyiz. Öncelikle karagöz,
kukla, ortaoyunu, meddahlık köy seyirlik oyunlarıyla ilgili bugüne kadar yapılan
araştırmalarsonucunda elde edilen yazılı ve görsel dokümanları bir araya toplamaIıyız.
Bu dökümanları inceleyerek neleri, nerelerden, kimlerden ve nasıl bulaceğırnızı
tespit etmeliyiz. Bu tespitten sonra karagözle ilgili olarak; degişik sanatçıların tasvir
örnekleri, tasvir kalıpları, tasvir yapımında kullanılan deri, tasvir kalıbı, bıçaklar
(nevregan takımı), boyalar. karagöz perdesi (değişlk dönemlere ait) aydınlatma
araçları, oynatım çubukları, malzeme sandığı, kuklayla ilgili olarak; kukla yapımında
kullanılan a!]aç, kumaş, kağıt, tutkaL, a!]aç kesmeye-oymaya yarayan aletler,
boya, kukla perdesi, aydınlatma araçları, yapımı tamamlanmışel kuklası, ipli kukla
ve di!]er kukla türleriyle ilgili örnekler, ortaoyunuyla ilgili olarak; Kavuklu, Pişekar
i .~ ~ ,-
ve"'ai!]er tiplerin giysileri, dekor olarak kullanılan iskemle ve yeni dünya adı verilen
paravan, müzik aletleri, ortaoyununun sahne ve seyir yerini gösteren bir maket, vb.
meddahlıkla ilgili olarak; meddahın giysisi, bastonu ve mendili, köy seyirlik oyunlarıyla
ilgili olarak; değişik yörelerde sergilenen oyunlarda yapılan deve, at, ayı, tilki,'
vb. hayvanları yapmada kullanılan araç ve gereçler, hayvanların yapılmış maketleri,
oyuncuların kullandıkları giysiler, maskeler, tesbih, ayna, baston vb. gibi aksesuarlar,
oyun müziklerinde kullanılan enstrumanlar sergilenmelidir.
Bu malzemeleri daha önceden planlanarak yapılan müzenin ilgili bölümlerinde
sergilemeliyiz. Sergileme, her konunun başlangıcından en son geldiği aşamaya kadar
gelişimini gösterecek şekilde sıralanmalıdır. Her objenin yanında açıklayıcı bilgiler,
işlerliğini gösteren fotoğraf hatta film gösterisi olmalıdır. Ortaoyunu, meddahlık,
hokkabazlık ve köy seyirlik oyunlarıyla ilgili kıyafetler mankenler üzerinde sergilenmelidir.
Müzeyi gezenler her seksiyonda bulunan malzemelerin yanısıra malzemelerle ilgili
açıklayıcı bilgileri, fotoğrafları ve filmleri izleyebilmelidir.
Müzenin bir bölümünde oluşturulan kütüphanede geleneksel Türk tiyatrosuyla
ilgili kitap, dergi, broşür ve gazeteler hizmete sunulmalıdır. Önceki yıllarda kurum ve
kişiler tarafından çekilen akar filmler, video filmler, slayt ve fotoğraflar, ses kasetleri,
müzik kasetleri, notalar, yapılan afişler, programlar, tasvir kalıpları vb. dokümanların
örnekleri alınarak arşivoluşturulmalı ve ilgililerin hizmetine sunulmalıdır.
Müzenin bir bölümünde tasvir yapım ustaları tarafından canlı olarak tasvir yapımı
izleyleilere gösterilmelidir. Bu bölüm; derinin işlenişinden başlayıp kalıp çizimi,
derinin kalıplara göre kesimi, hareketli organların birbirine bağlanması, boyanması,
sopa deliklerinin yapılması ve sopaların takılıp perdede oynatılmasınakadar aşama
aşama gösterilmelidir. Bir başka bölümde kukla yapımı ve oynatımı bütün aşamalarıyla
gösterilmelidir. Bu bölümlerde yapılan tasvirler ve kuklalar müzenin başka bir
bölümünde satışa sunulmalıdır.
Müzede aynı zamanda belirli gün ve saatlerde izleyleilere karagöz, kukla, ortaoyunu,
meddahlık ve köy seyirlik oyunlarından örnekler sunulmalıdır. Karagöz, kukla
gösterilerinde klasik oyunlar geleneksel özellikleriyle sunulmalıdır. Meddah, klasik
hikayelerini özelolarak hazırlanan kahve ortamlarında sunmalıdır. Bu gösteriler
kışın kapalı salonda yazın akşamları açık havada yapılmalıdır. Ortaoyunu ve seyirlik
oyun gösterileri de yine açık havada yapılmalı her taraftan izlenebilecek şekilde
hazırlanmış alanlarda oynanmalıdır. Seyirlik oyun örnekleri oyuncuların hazırlanmasından
itibaren seyircilerin önünde gerçekleştirilmelidir.
Halk kültürünün diğer konularında olduğu gibi geleneksel Türk tiyatrosu müzesinin
de gecikilmeden kurulması ve hizmete sunulması kaçınılmazdır. Ağır hareket
edilir ve müze kurulması geciktirilirse sergilenecek malzeme bulmada güçlükler çekilebilir.
Bu durumda ilgili kurum kuruluş ve kişileri işbirliği yaparak Geleneksel
Türk Tiyatrosu Müzesini hayata geçirme çalışmalarına gecikmeden başlamalıdırlar.

20 Temmuz 2010 Salı

Gümüş İşlemeciliği ve Takı Sanatı


Her toplum kendine özgü bazı kültürel özellikleri vardır . Bu özellikler daha sonraki nesillere aktarılarak gelenek ve göreneklerin devamını sağlar geçmişten günümüze olan değerlerin ve topluma has kültürün özelliğini yitirmemesi için örf ve adetlerin aktarımı önemlidir .

Kültür toplumun bir öğesi olan insanın ,doğanın yarattıklarına karşılık ortaya koyduğu ve toplumdan edindiği , maddi ve manevi her şeydir . Bilgi, inanç, sanat , ahlak , gelenek ve göreneklerle yemek yeme alışkanlığı diğer bir deyişle , insanlarla ilgili her şey kültürü oluşturmaktadır.

Diğer bir tanıma göre kültür;insan türüne özgü bilgi inanç ve davranışların bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir.

Kültürün öğelerinden biri olan sanat halkın duygularını gelenek ve göreneklerini yansıtan bir bütündür.

Sanat bazı düşüncelerin amaçların , durumların ya da olayları beceri ve düş gücü kullanılarak ifade edilmesine başkalarına iletilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği.

Sanat insanoğlunun milyarlarca yıla varan uzun geçmişi içinde taş yontma ve mağara resimleri ile başlar ve Neolitik çağdan basit ama zarif biçimlerde çalışılmış sepetlerden , çanak-çömleğinden kusursuz güzellikteki sanat eserlerine ve günümüzün modern sanatına uzanır.

İnsanlar kendilerini tabiat şartlarından korumak ve gerektiğinde süslenme yoluna giderek iyiyi ve güzeli araştırmışlardır. Bu araştırma tutkusu el sanatlarının doğmasına ve zamanla gelişmesine neden olmuştur.

El sanatları insanlık tarihiyle başlamış ve günümüze kadar ölümsüz eserler vermiştir. Bu konuda Türklerin yeri hiçte hafife alınmayacak kadar önemli bir yer tutar. Çünkü el sanatları bir toplumun tarihi ve sosyal kültürel
yapısını, yapıldıkları dönemin bölgesel özelliklerini yansıtmaktadır; daha doğrusu kültürel kimlikleri gibidir.

Ülkemiz ise sahip olduğu el sanatlarının çeşitli zenginliği ve üretim miktarı bakımından çok şanslı bir durumdadır. Anadolu, bir çok el sanatı ürünün yapıldığı, çeşitlendiği , dünyaya tanıtıldığı önemli bir uygarlık beşiğidir. Anadolu’nun hemen her yöresinde birbirine coğrafi olarak çok yakın olan en küçük yerleşim birimlerinde dahi el sanatları konusunda ki zenginliği ,çeşitliliği görmek mümkündür.

El sanatları ürünlerini incelemeden önce düzenli bir şekilde sınıflandırma yapmak gerekir. Böylelikle daha rahat bir inceleme olanağı sağlanır. El sanatlarında en geçerli olan sınıflandırma türü :kullanılan hammaddeye göre sınıflandırmadır.

Hammaddeye göre sınıflandırma yedi ana gurupta incelenir. Bunlar: hammaddesi lif olan el sanatları, hammaddesi ağaç olan el sanatları, hammaddesi taş olan el sanatları, hammaddesi toprak olan el sanatları, hammaddesi deri olan el sanatları, hammaddesi ince dallar, saplar ve ağaç şeritleri olan el sanatları ve hammaddesi maden olan el sanatları.

Maden sanatını incelediğimizde pek çok örnek karşımıza çıkar. Farklı ev eşyalarını ve kuyumcuların yaptıkları takıları bu gurup içine alabiliriz.

Hammaddesi maden olan el sanatlarımızdan biride gümüş işlemeciliğidir.

İşlenmeye çok müsait olan gümüş madeni, doğada hem doğal maden hem de cevher olarak bulunmaktadır. Gümüş son derece sünek, parlak, paslanmaz ve değerli bir metaldir. İlk kullanılan gümüş doğal gümüş olmuştur. Bu maden dere yataklarında veya bazı kaynakların içinde damarlar halinde bulunmaktadır. Doğal gümüş çok az miktarda bulunduğundan altından daha geç bir tarihte fark edildiği tahmin

edilmektedir. Doğal gümüşün M.Ö.4000’in başlarından itibaren süs eşyalarının yapımında kullanıldığı görülmektedir.

Çeşitli uygarlık ve kültürlerin merkezi ve geçit yolu olan Anadolu’da yüzyıllar boyu süregelen zevk biçim ve renk anlayışının bütün teknikleri
diğer el sanatlarında olduğu gibi maden işleme sanatında da kendini göstermektedir.

Süslemecilik insanlık tarihi ile birlikte başlamış ve insanların en doğal tutkusu olarak ortaya çıkmıştır.

Kadının süslemesinde takıların ayrı bir anlam ve önemi vardır. Kendini çevresine ve ailesine güzel gösteren kadının takıları kullanması çok eski devirlere dayanmaktadır.
Takılar, süslenmenin dışında inançları ve geleneklere bağlı kalarak da hazırlamakta, bu amaçla hazırlanan takılar, toplumun inançlarını yansıtması bakımından kutsal sayılmaktadır.

Gerek süsleme gerekse inançlarını yansıtmak ve bazı masajlar iletmek amacıyla yapılmış olan bu takılar geçmişte yaşamış insanların birikimi ile bütünleşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Kadın süslemeye önce başından başlamış, yüze sürülen allık, göze çekilen sürme,yanaklara konulan benler, kulaklara takılan küpeler, örgülü saçlar, işlemeli başlık ve taçlarla yüz güzelliğini zenginleştirmiştir.

Altın, gümüş ve kıymetli taşları bir arada işleyerek eserler üretme sanatı olan kuyumculukta bu iki madenim yani altın ve gümüşün yeri bir başkadır.

Gümüşü işleme ve takı haline getirme farklı teknikleri kullanarak yapılan kişisel tasarımlara uygun çalışmalarla oluşturulur. Pek çok teknik ve çeşit uygulanır.


Gümüş işlemeciliğinde başlıca kullanılan teknikler şunlardır:

1. Çalma ve kazımcı tekniği
2. Kabartma tekniği
3. Telkari tekniği
4. Ajur (delik işi) tekniği
5. Kalıpla kabartma tekniği
6. Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme tekniği
7. Kaplama ve yaldızlama tekniği
Bahsedilen bu tekniklerden takı yapımında en yaygın olarak kullanılanları Ajur (delik işi ) , Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme, ve telkari teknikleridir.

Kullanılan tekniklerden birisi olan telkari; Altın veya gümüş telleri eğip bükerek desenler yapma ve bu desenleri birbirine ya da bir zemine kaynakla tutturma tekniğidir.
Bu işlemeciliğin yapıldığı atölyeler hala bulunmaktadır ve bu atölyelerin önemli bir bölümü de tarih boyunca Birçok medeniyetin hüküm sürdüğü Beypazarı ilçesin de bulunmaktadır.

El sanatları bir toplumun yaşamını gelecek nesillere aktaran en önemli kültür varlığıdır. Bu nedenle bu kültür varlığı geçmişten geleceğe uzanan bir hazine olarak korunmalı ve aktarılmalıdır.

Süslemecilik insanlık tarihi ile birlikte başlamış ve insanların en doğal tutkusu olarak ortaya çıkmıştır.

İnsanların süslenme gereksinimlerinden birisini de en ilkel şeklinden gelişmişine kadar “takı” oluşturmaktadır.

Takı takmak kelimesinden gelmektedir. Mücevher veya ziynet eşyası diye de takılar insanların süslenmek amacıyla kullandıkları çeşitli madan ve taşlarla oluşturulmuş kullanım eşyası ve aksesuarlarıdır.

Başka bir tanımlama yapacak olursak;süsleme fon ve malzeme üçgeninin oluşturduğu düzenin yanı sıra gerekli teknik olanakları ve ustalığı kullanarak ortaya konulan fonksiyonel kullanım eşyası olarak tanımlanmaktadır.

Takılar süslenmenin dışında inançlara gelenek ve göreneklere göre farklı anlamlar taşır.

Geleneklere ve inançlara bağlı kalınarak ta hazırlanmaktadır. Gerek süslenmek gerek inançları yansıtmak gerekse mesajları iletmek için üretilen takılar geçmişte yaşamış insanların birikimi ile günümüze kadar ulaşmıştır.

Takıların birbirinden farklı çeşitleri vardır. Bunlar cinsiyete göre kullanıldıkları yere göre farklı çeşitlilikler gösterirler. Ayrıca her yörenin kendi özelliklerine has isimler taşıyan ve belli özel günlerde takılan takıları vardır.

kaynakça
Özlem KIRGEL ANKARA: 2000
Özcan DEMİREL. Genel Öğretim Yöntemleri ANKARA:1995
Sevim ÖZTÜRK. “Dünden bugüne Türk el sanatları”. Kültür ve Sanat Dergisi.
Kültür. Bakanlığı. Türk El Sanatları. ANKARA :1993
Ülker, ERGİNSOY. İslam Maden Sanatının Gelişmesi. İSTANBUL:1980

5 Kasım 2009 Perşembe

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KUKLA SANATI



Asırlardır tüm topluluklarda karşılaştığımız kukla sanatı günümüzde de hala sürmekte ve yaşatılmaya devam etmektedir. Değerini yitirmeyen el sanatlarımızdan biri olan kukla her yaştan kesme hitap eder. Özel bir yeri olan Zamanını keyifli geçirmek isteyen Ler bence çok kEyif almaları Mümkündür. Kuklalarla Işıldayan hayal dünyamızla yaşamın Resmini Görmek Elbette güzeL.
Literatür araştırmalarımdan öğrendiğim kadarıyla yapma bebekçilikle gelişen kukla geçmişten günümüze gelişimini sürdürmüş tüm insanları, toplumları etkilemiştir.
İlk insanlar, tabi şekiller üzerinde küçük değişiklikler yaparak istediği şekleri vermiştir. Yapılan bebeklere anlamlar özellikler yüklemiştir. M.Ö. 40.000 Fransa’dan Güney Rusaya’ya uzanan bölümde bulunmuş bereketi simgeleyen bebekler olduğu görülmüştür. Hitit, Frig, Bronz çağ ve Cilalı taş devri kalıntılarında bulunan ve dini törenlerde yer aldığı anlaşılan küçük heykelciklerin bir kısmının oyuncak bebek olarak kullanıldığı bazılarının da ana tanrıça kültürüyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. MÖ. 3000 yılına ait batı Pakistan’da bulunan bebekler fil dişi, kemik, bitki tohumlarından yapılmış örnekler bulunmuştur. Eski Yunan medeniyetine ait ak mermerden yapılmış hareketli elleri olan bebekler; düzgün tahtadan bikri tohumlarından süslenmiş bebekler; el ve ayakları bedene tutturulmuş biçimlerle bulunmuş bebekler M.Ö. 500de yapılmış. Mısır ve Roma’da M.Ö. 300 yıllarında içi papirüs kağıtlarıyla doldurulmuş bebeklere rastlanmıştır. M.S. 500 yılında ip örgüsü ve eritilmiş maden yada tahta yapılı eserlere rastlanmıştır. Eski Mısırda piramitlerde, ipli kukla oynatan bir insanın varlığı, binlerce yıldır devam eden bu geleneği göstermektedir. Ayrıca kukla gösterilerinin eski Yunan ve Romada yapıldığı, gezgin kuklacıların Asya ve Avrupa’da köy, kent ve panayırları dolaşarak gösteri yaptıkları günümüze kadar süren bir gelenek olmuştur. Afrikada fil dişinden oyulması kolay tebeşir taşından ağaç dan yapılmış kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 206 M.S. 220 kostümlü mezar bebekleri Çin kültürünün bir parçası olmuştur. Yapılan kimi bebeklere yüz yapılmadığı sade beyaz boyanmış olduğu görülmüştür. Japonlarda da kağıt ,ağaç, bambudan yapılmış bebeklere rastlanmıştır.


Türkiye de ritüel bir gelenek olan eski Türk dini Şamanizm’de görmekteyiz. Keçeden paçavradan, kayın ağacı kabuğunda yapılmış örneklere rastlanmıştır. Koruyucu ruhlar taşıdığına inanılan bebekler kullanılmıştır. Ülkemizde yapma bebekler oyuncak, kukla ve ritüel çeşitlemeleriyle Anadolu’da karşımıza çıkar. Ritüel inanışlara göre; doğum, yağmur duası, düğün, bereket, ve koruyucu misyonlar yüklenmiş bebeklerde yer almaktadır. Ülkemizde yapma bebeklerin bir türü sayılabilecek örneği geleneksel seyirlik oyunlarımızda kukla’da görmekteyiz. Cansız bir figürün insan eliyle hareket ettirilerek oynatılması sanatı olan kukla, çeşitli kültürlerde olduğu gibi ülkemizde de yaygındır.

Orta Asya’da varlığı bilinen Kukla, İlk çağlarda Kolkarcak, Kagucak gibi adlarla
oynatılmıştır. Geleneksel tarzda oynatılan kukla; el kuklası ve ipli kukla olmak üzere iki
çeşitdir. El kuklaları konulu bir oyun türünde, ipli kuklalar ise genellikle dans eden
kuklalar olarak kullanılmıştır. Selçuklularda ve Osmanlılarda kukla oyunlarının olduğu bilinmektedir. Bunların içinde kuklanın Orta Asya’da Türkler arasında yaygın olarak oynatıldığı, göçler sırasında Anadolu’ya gelmiştir. Türkistan, Özbekistan ve Orta Asya Türklerinde kukla oyunlarına “Çadır Hayal ” ve” Kol Korçak “ adıyla anılır. Anadoluda bebek anlamına gelen “Korçak, kudevcuk, kuçav, kavur, konçak, kaburcak, kavurcak, goğurcak”, kelimelerinin yaşadığını bunların hepsinin öz anlamları yanında kukla ve bebek anlamına gelir. Orta Asya Türklerinde, özellikle Özbeklerde çok zengin bir kukla geleneği bulunmaktadır. Türkistan’da Korçak Oyunu adı verilen kuklanın başlıca iki türü bulunmaktadır. Bunlardan biri çadır hayal ipli kukladır. Dest Korçak ya da Kol Korçak ise el kuklasıdır. Türklerde ise özellikle Osmanlılar döneminde kukla çok yaygın ve çeşitlidir. Bu örneklere eski kaynak metinlerinde de rastlanmakla birlikte , eski şenlikleri gösteren sayısız minyatürlerde görülmektedir.
Osmanlı Döneminde çok çeşitli olan kuklalardan biri Çingenelerin oynattığı çok ilkel
biçimdeki “iskemle kuklası” dır. El kuklası ve ipli kukla haricinde araba kuklası çok
bilinen bir türdür. Araba kuklasında kuklayı oynatan kişi arabanın dibine gizlenip, büyük
boy kuklaları sopa ile oynatırlardı. Ayrıca içine insan girerek oynatılan dev kuklalar da
bulunmaktaydı. Ancak Anadoluda yüzyıllar boyunca köylerde görülen kukla türleriyle şehirlerde görülen kuklaların birbirinden ayrı yapılarda , işlevlerde olduğu belirtilmektedir. Köy geleneğinde kukla, ritüel özelliklerini bugün bile korumuştur. Anadolu’da yağmur
yağdırmak için bugün de adına” Bebek”,”Çaput Adam”, “ Kepçe Kadın” “Bodi Bostan”,
“Gelin Gok”, “Kepçe Başı”, “Su Gelini”, “Kodu Gelin” v.b. kuklalar kullanılmaktadır. Anadoluda da kuklalar için çeşitli deyimler vardır. “Korçak”,“Hemecik”, “Bebek”, “Karacör” gibi Anadoluda çok ilginç bir kukla türü çok yaygındır. Bu üçlü kuklayı aynı kuklacının oynatmasıdır. Kuklacı iki kuklayı birer eline alır, el kuklası gibi parmakları ile oynatır. Anadolu’da köylerde çeşitli adlar altında oynatılan bir kukla da “canlı kukla” dır. Burada aslında kukla yoktur, fakat oyuncular kendilerini kukla biçimine sokmaktadırlar. Oyuncular çıplak karınları üzerine yüz resmi çizerler, sonra başlarını ve kollarını kasnak üzerinde bir örtüyle örterler karna çizilmiş yüzün omuz düzeyine gelen yere bir oklava bağlanır, buraya bir gömlek giydirilir. Günümüzde daha çok kırsal bölgelerde oynatılan bu kukla türleri dışında Türk tiyatrosu içerinde yer alan ipli kuklalar ve el kuklaları halen devam etmektedir. Türkiyede (Osmanlılarda) yüzyıllar boyunca çeşitli kukla türleri oynatılmıştır. Daha çok 17.yy.’da yaygın olarak kullanılan kukla, 19.yy’ın sonunda batı tiyatrosu, yerli orta oyunu ve tuluat tiyatrosunun karışımından oluşmuş minyatür seyirlik bir oyun niteliğine kavuşmuştur.

Kukla çeşitleri oynatılış ve yapılış özelliklerine göre farklılık gösterir. Avrupa’da Jigging puppets veya Marionettes ala planchette diye bilinen iskemle kuklalar. Göğüslerinden yatay biçiminde bir ip geçen bu kuklalar gayda ve benzeri çalgıların eşliğinde aşağıdan ipleri çektirilip dansettirilir.Bu çeşit kuklalar daha çok sokak eğlenceleri içindir. Bu kuklalar dört köşe bir tahta iskemle üstüne dizilmiş iki veya dört bebeğin dönerek ve zıplayarak oynatılır. Bir diğer kukla çeşidi de El kuklalarıdır. Bunların başları ve kolları mukavva veya tahtadan gövdeleri bezdendir. Kuklacı , elini kuklanın giysisinden içeri sokar, işaret parmağı ile başı, baş ve orta parmağı ile kolları oynatır. Bu kuklaların Mısır’a Türkiye’den gittiği düşünülmektedir. yarım yüzyıl önce İstanbul’a gelen ingiliz kuklacı Thomas Holden tarafından Fransız tiyatrosunda gösterilmiştir. Kullanım alanı en geniş olan bu kukla çeşidi profesyonel bilgi gerektirdiği için büyük kukla tiyatrolarında , özel atölyeler kurulmuştur. İpli kukla iskeletlerinde en çok kullanılan malzeme ahşaptır. Eklemlerin fazla olduğu bu yapımlarda, ahşaptan sonra, tel,levha ve metal malzeme kullanılır. Kuklanın fiziki yapısı yapma bebektir. Hareketli beden olarak hazırlanır. Tahta- bez, tahta, tutkalla sertleştirilmiş kağıt, lateks, kumaş, hamur – tel vb. uygun malzemeler kullanılabilir. Bu tarzların dışında bedene monte edilerek yada uygun düzenek yardımıyla kukla oynatımı için farklı mekanizmalar geliştirilebilir.

Özlem KIRGEL
KAYNAKÇA

Öğretim görevlisi: Nuran BİLGİN
Kuramcı Metin AND
Kültür ve turizm bakanlığı

3 Kasım 2009 Salı

selçuklularln getirdigi kol oyunları nureddin sevin

Anadoluya ilk ayak bastığılmız 1071 senesindcn yirmi be§, ,otuz yl1 sonra, Birinci KIII\"aslan zamanmda, Turk oyunculan tarafmdan oynan­(!Igt, 0 dcvrin Bizans tarihindc bildirilcn en a§agl 870 scnclik oyun, Turklerin Anayurt gclencklcriylc <;:ok eskidcn beri kol oyunu oynadlklanm gostercn en sag-lam bcl~edir.

Alpaslanm Anadoluyu Bizans !mparatoru Romanus Diogenus'u blitiin ord usu ile esir ederck fcthettigi 1071 tarihinden on yI1 soma' !stanbul'­da Bizans tahtma ge<;:en Alexius Comnenus'un, <;:ok aydm fakat son derecc haris bir kadm olan klZl Prenses Anna Comncna'nm Alexiad adlyle kalcme alchgl, babasll1l11 dcvrini kapsayan tarih kitabll1da bu sekiz bu<;:uk aSlrhk Turk Tuluat oyununu §oyle anlatIr:

"Sultan Sulcyman'lI1 (1077 - 1086) planlan !mparatora evvc1ee bil­dirilmi§ oldugu ic;in, onunla sava§ta daha yakll1dan boy ol<;:u§mek uzre Iconium'a (Konyaya) Kadar ilerlcmeyi du§undii; zira 0 §chir Klh<;:aslan'lI1 Smtrllll tqkil cdiyordu. Bunun i<;:in yabancl iilkelerden asked birlikler ve 1J0k saYlda ilcretli kuvvet istcdi. V c her taraftan kendi ordusunu topladl. Bu iki kumandan birbirinc kar§l hazlrhklar yaplyorken, lmparatorun ayagmdaki illet tekrarladl; ve her taraftan kuvvetler gclip duruyordu. Fakat yurtlan «ok uzak oldugu ic;in top tan gclemiyor, parc;a parc;a gcliyor­brdt. Lakin lmparatorun lstlrabl onu yalmz planlanm takipten alakoy­muyor, ona bir adlm bile attlrmlyordu. Yatagma esir olmaktan azap duy­maSI, ayagmdaki lstlraptan ziyade Barbarlara kar§l tasarladlgl seferi erte­lcmek zorunda kalmasmdandl. BarbaI' Klhc;aslan da bunu pekala biliyordu. Vc bunun sonueu olarak bu arada biitiin Anadoluyu istedigi gibi sildi". siipurdu ve Hlristiyanlar iistiine yedi defa saldlrdl. 0 zamana kadar !mpara- .. torun lstlrabl hi<;: bu Kadar aglr olmaml§tl; zira evvclce agnlan uzun arahk­larla gelirken, bu sefer hilJ kesilmeden, sonsuz bir sanel halinde siiriip gitti. ~imdi Klh<;:aslan'lI1 (1094 - 1107) maiyeti, bu lstlrabll1 gerc;ek bir hastahk olmaYlp yalanclktan hastalanma oldugunu sanml§lar. Tereddiidiin ve yii­reksizligin gut (nikris) perdcsi arkasll1a gizlendigini farzetmi§ler. Sarho§ken veya i<;:kili §olenlerinde bunu kendilerine eglence konusu haline getirmi§ler. BarbarIar (Yani Tiirkler) yaradtll§tan hatip olduklan i<;:in, !mparatorun ayagmdaki lstIrap konusunda moralite muhavereleri diizmii§ler. Zira Tiirklcr lmparatorun c;evresindeki hckimleri vc kendisiyle mc§gul olan kimsc1eri §ahlslandmp, lmparatoru da ortalannda bir yataga yatlrarak bir tiyatro oyunu vueuda gctinyorIarml§. Uu c;ocukc;a eglence1cr Barbarian c;ok giildiiriiyormu§. Bu harcketler !mparatorun goziinden kac;madl; ofkesini artIrdl ve onlarla tekrar dovii§meye kt§klrttl 1".

1- lIk defa 1. H. Dani~mend tarafmdan Cumhuriyetin 6406 saylh niishasmda bamedilcn bu cscrin Rumca ash ile Ingilizce vc Franslzca tcrciimelerini Birl~ik Amerika'da, Stanford Dniversi-

Kuvvctlc muhtemcluir ki bu sekiz ytiz yetmi~ yllhk kol oyunumuz Osmanh Surnamclerinde gordtigiimiiz· ytizleree benzer!cri gibi, manzum prcltidleri, epilog-Ian olan bol mtizikli, §arklh, klhc; kalkan oyunlu; muhave­rclcri lltikle, cinas, lclmih, levriye ve tekerlemclerle bezenmi§ derinligine i.ic;. hoyutlu hir kol oyunudur.
Sclc;uklulann ~agda~1 Anadolu ve diger Ttirk Beyliklerine £lit hikaycler.., Ie dolu olan Ihnbir Gun (Elf-tin - Nehar ve - n - Nehar) masallanndan da hir«ok Turk Beyliklcrinde, Hanhklannda ve Atabeyliklerinde Kol Oyunlan oluugll a«lk«a anla~lhyor. Puccini'nin mqhur Yurandat operasmm ash J3inbir Gun Masallarz aras111claki Turk hiblyelerinclen Yuran Yak hikayesiclir 2. Bu hikayenin kahramam Haler, Turan Tok'la tal1l§madan evvcl, Harezm­lerin (1077 - 123 I) istilasma ugrayan memleketlerinclen uzaklara c;.ekildik­lcri macla bin;:ok Turk hi.iktimdarlannm yarcllmml gortir. Anaclolucla Sen­car Atabcylcrinden lmacleclclin Zcngi (I 170 - I 197) ile Artuk Ogullanndan Fazlullah'm J Harput civanndaki clev!ct mcrkezinde yaptlklan §cnlik­!crclen Ttirklerin on ikinci aSlrcla cla Osmanhlar gibi kol oyunlan ileeglen­diklcri anla§lhyor. Artukoglu Fazlullah agzmdan, "Benim hayatlmdan i.imidini kesen ahali, beni boyle hayatta bulup da htiktimete getesindeki Hoover kitaphgmda giirdiim vc oradan terciime cttim. tngiIizce terciimcsi: ALEXIAD,
, By Princess Anna Comnena, translated by Elizabeth E. Dawes, published by K. Paul Trench, Trubner and Company Ltd. Lcndon, 1928 Book XV. pp 390-391. Saym Dani~mend, oyunun tkinci Meli~ah zama­mnda oynanml~ olduj!;unu tahmin ediyorsada, ancak son klSmml nakletmi~ oldugu i<;in· "follow­crs" tabirindcn bu hiikme varml~ oldugu anla~111yor. Halbuki Birinci Klh<;aslan' zamanmda oldu­j!;11 yukarki satlrlarda a<;lk<;a giiriiliiyor.
2- Turandot Opcraslmn KonuSIl, Nureddin Sevin, Devlct Operasl Dergisi 1960.
3- ilu Fazlullah Hikiiycsi baZi isim degi~iklikleriylc hemen hemcn Rccaizade Ekrem'in
"C;ok Dilen C;ok Yamhr" komedisine aynen konu t~kil etmi~tir.
4- Osmanh Padi~ahlartntn At Meydamndaki Tema;Q KaSTl gibi.
5- On bc~inci aSlrdan On sckizinci asra kadar tstanbuldaki Padi~ah ~cnliklerindc oldugu gibi. 6- Elf-un- Nehar ven-Nehar s. 137-188. Terkipler <;oziilmii~, dil anla~l1acak kadar kolayla~-
tlrlhm~, fakat ciimleler degi~tirilmcmi~tir.

21 Ekim 2009 Çarşamba

köy Seyirlik Oyunu

"Köylü Tiyatrosu" adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin genellikle "oyun yapma", "oyun çıkarma" adı altında bereket bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla oynadığı törensel içerikli oyunlardır. Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın oda içerisinde de oynanmaktadır. İlkel toplumlardan günümüze değişim göstererek ulaşan bu oyunlar önceleri yaşantının daha verimli olabilmesi için doğaüstü güçlere, tanrılara ya da tanrıya şükran belirten bilinçli olarak gerçekleştirilen törenlerdir. çeşitli inanış ve mitlerin kaynaklık ettiği bu oyunlar, eski Anadolu uygarlıklarının, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halkımızın Orta Asya'dan getirdiği kültürel öğeler ve ıslamiyeti kabulünden sonraki ıslamî öğelerle birleşen bir kültürel sentezin izlerini taşır.
Seyirlik oyunlar ilkel bir tiyatro örneğidir. Sanat kaygısından çok toplumsal ve dinsel açıdan işlevseldir.
Seyirlik oyunları günlük yaşamı taklit eden (kalaycı, berber, çift sürme vb.), hayvanları taklit eden (deve, ayı, tilki, kartal vb.), mevsim değişiklikleri, yıl değişimleri amacıyla oynanan oyunlar (köse gelin) bolluk ve berekete dönük oynanan oyunlar (saya gezme, koç katımı törenleri, cemal oyunu vb.) yağmur yağdırmak için oynanan oyunlar (çömçe gelin vb.) oluşturur.

Sanat

Her toplum kendine özgü bazı kültürel özellikleri vardır . Bu özellikler daha sonraki nesillere aktarılarak gelenek ve göreneklerin devamını sağlar geçmişten günümüze olan değerlerin ve topluma has kültürün özelliğini yitirmemesi için örf ve adetlerin aktarımı önemlidir .

Kültür toplumun bir öğesi olan insanın ,doğanın yarattıklarına karşılık ortaya koyduğu ve toplumdan edindiği , maddi ve manevi her şeydir . Bilgi, inanç, sanat , ahlak , gelenek ve göreneklerle yemek yeme alışkanlığı diğer bir deyişle , insanlarla ilgili her şey kültürü oluşturmaktadır.[1]

Diğer bir tanıma göre kültür;insan türüne özgü bilgi inanç ve davranışların bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir.[2]

Kültürün öğelerinden biri olan sanat halkın duygularını gelenek ve göreneklerini yansıtan bir bütündür.

Sanat bazı düşüncelerin amaçların , durumların ya da olayları beceri ve düş gücü kullanılarak ifade edilmesine başkalarına iletilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği.[3]

Sanat insanoğlunun milyarlarca yıla varan uzun geçmişi içinde taş yontma ve mağara resimleri ile başlar ve Neolitik çağdan basit ama zarif biçimlerde çalışılmış sepetlerden , çanak-çömleğinden kusursuz güzellikteki sanat eserlerine ve günümüzün modern sanatına uzanır.[4]

İnsanlar kendilerini tabiat şartlarından korumak ve gerektiğinde süslenme yoluna giderek iyiyi ve güzeli araştırmışlardır. Bu araştırma tutkusu el sanatlarının doğmasına ve zamanla gelişmesine neden olmuştur.[5]

El sanatları insanlık tarihiyle başlamış ve günümüze kadar ölümsüz eserler vermiştir. Bu konuda Türklerin yeri hiçte hafife alınmayacak kadar önemli bir yer tutar. Çünkü el sanatları bir toplumun tarihi ve sosyal kültürel

2

yapısını, yapıldıkları dönemin bölgesel özelliklerini yansıtmaktadır; daha doğrusu kültürel kimlikleri gibidir. [6]

Ülkemiz ise sahip olduğu el sanatlarının çeşitli zenginliği ve üretim miktarı bakımından çok şanslı bir durumdadır. Anadolu, bir çok el sanatı ürünün yapıldığı, çeşitlendiği , dünyaya tanıtıldığı önemli bir uygarlık beşiğidir. Anadolu’nun hemen her yöresinde birbirine coğrafi olarak çok yakın olan en küçük yerleşim birimlerinde dahi el sanatları konusunda ki zenginliği ,çeşitliliği görmek mümkündür.[7]

El sanatları ürünlerini incelemeden önce düzenli bir şekilde sınıflandırma yapmak gerekir. Böylelikle daha rahat bir inceleme olanağı sağlanır. El sanatlarında en geçerli olan sınıflandırma türü :kullanılan hammaddeye göre sınıflandırmadır.

Hammaddeye göre sınıflandırma yedi ana gurupta incelenir. Bunlar: hammaddesi lif olan el sanatları, hammaddesi ağaç olan el sanatları, hammaddesi taş olan el sanatları, hammaddesi toprak olan el sanatları, hammaddesi deri olan el sanatları, hammaddesi ince dallar, saplar ve ağaç şeritleri olan el sanatları ve hammaddesi maden olan el sanatları.[8]

Maden sanatını incelediğimizde pek çok örnek karşımıza çıkar. Farklı ev eşyalarını ve kuyumcuların yaptıkları takıları bu gurup içine alabiliriz.

Hammaddesi maden olan el sanatlarımızdan biride gümüş işlemeciliğidir.

İşlenmeye çok müsait olan gümüş madeni, doğada hem doğal maden hem de cevher olarak bulunmaktadır. Gümüş son derece sünek, parlak, paslanmaz ve değerli bir metaldir. İlk kullanılan gümüş doğal gümüş olmuştur. Bu maden dere yataklarında veya bazı kaynakların içinde damarlar halinde bulunmaktadır. Doğal gümüş çok az miktarda bulunduğundan altından daha geç bir tarihte fark edildiği tahmin

edilmektedir. Doğal gümüşün M.Ö.4000’in başlarından itibaren süs eşyalarının yapımında kullanıldığı görülmektedir.[9]

Çeşitli uygarlık ve kültürlerin merkezi ve geçit yolu olan Anadolu’da yüzyıllar boyu süregelen zevk biçim ve renk anlayışının bütün teknikleri


3

diğer el sanatlarında olduğu gibi maden işleme sanatında da kendini göstermektedir. [10]

Süslemecilik insanlık tarihi ile birlikte başlamış ve insanların en doğal tutkusu olarak ortaya çıkmıştır.[11]

Kadının süslemesinde takıların ayrı bir anlam ve önemi vardır. Kendini çevresine ve ailesine güzel gösteren kadının takıları kullanması çok eski devirlere dayanmaktadır.[12]
Takılar, süslenmenin dışında inançları ve geleneklere bağlı kalarak da hazırlamakta, bu amaçla hazırlanan takılar, toplumun inançlarını yansıtması bakımından kutsal sayılmaktadır.[13]

Gerek süsleme gerekse inançlarını yansıtmak ve bazı masajlar iletmek amacıyla yapılmış olan bu takılar geçmişte yaşamış insanların birikimi ile bütünleşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Kadın süslemeye önce başından başlamış, yüze sürülen allık, göze çekilen sürme,yanaklara konulan benler, kulaklara takılan küpeler, örgülü saçlar, işlemeli başlık ve taçlarla yüz güzelliğini zenginleştirmiştir.[14]

Altın, gümüş ve kıymetli taşları bir arada işleyerek eserler üretme sanatı olan kuyumculukta bu iki madenim yani altın ve gümüşün yeri bir başkadır.[15]

Gümüşü işleme ve takı haline getirme farklı teknikleri kullanarak yapılan kişisel tasarımlara uygun çalışmalarla oluşturulur. Pek çok teknik ve çeşit uygulanır.


Gümüş işlemeciliğinde başlıca kullanılan teknikler şunlardır:

1. Çalma ve kazımcı tekniği
2. Kabartma tekniği
3. Telkari tekniği
4. Ajur (delik işi) tekniği
5. Kalıpla kabartma tekniği
6. Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme tekniği
7. Kaplama ve yaldızlama tekniği[16]
4

Bahsedilen bu tekniklerden takı yapımında en yaygın olarak kullanılanları Ajur (delik işi ) , Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme, ve telkari teknikleridir.

Kullanılan tekniklerden birisi olan telkari; Altın veya gümüş telleri eğip bükerek desenler yapma ve bu desenleri birbirine ya da bir zemine kaynakla tutturma tekniğidir.[17]
Bu işlemeciliğin yapıldığı atölyeler hala bulunmaktadır ve bu atölyelerin önemli bir bölümü de tarih boyunca Birçok medeniyetin hüküm sürdüğü Beypazarı ilçesin de bulunmaktadır.[18]

El sanatları bir toplumun yaşamını gelecek nesillere aktaran en önemli kültür varlığıdır. Bu nedenle bu kültür varlığı geçmişten geleceğe uzanan bir hazine olarak korunmalı ve aktarılmalıdır.

Fakat eski geleneksel takılar da zaman ilerledikçe yavaş yavaş belirgin bir gerilemenin olduğu gözlenmektedir. El sanatları ürünlere rağbet yeni çıkan ürünlere yöneldiğinden gittikçe azalmaktadır. Bu araştırma sırasında Beypazarı’nda yapılan gözlemlerde gümüş işlemeciliğiyle uğraşan atölye sayılarının git gide azaldığı gözlenmiştir.
Bu azalma yüzünden giderek eski değerlerimiz giderek yok olmaya doğru ilerlemektedir. Bu tarz el sanatlarımızın yok olmaması için yeni elamanlar yetiştirilip diğer kuşaklara aktarımı sağlanmalıdır. Ancak küçük yaşlardaki eğitim okulların 8 yıl mecburiyetinden sonra mecburi eğitimin daha fazla arttırılacağından sürekli çırak eğitimi yapılamayacaktır. Ustalar da yaptıkları işler fazla rağbet görmediğinden piyasada fazla rekabet istemediklerinden dolayı yeni çıraklar yetiştirmeye isteklilik ortadan kalmıştır. Bazı iş yerleri de beli bir dönem zarar ettikten sonra teker teker kapanmaya doğru gitmektedir.
[1] Özcan, DEMİREL. Genel Öğretim Yöntemleri ANKARA:1995 s.22
[2] ANA BRİTANİCA. Genel Kültür Ansiklopedisi. cilt:13 s.157 Hürriyet Basımevi. İstanbul :1986
[3] Hürriyet Basımevi. A.g.e. sayı:19 s.46 İSTANBUL:1986
[4] Ayten, ATAY. Örücülük Temel Ders Kitabı İSTANBUL:1987 s.27
[5] Anadolu Folklor Vakfı Dünü Bugünü ve Türk Folklorü ANKARA: 1993 s.39
-1-
[6] Sevim, ÖZTÜRK. “Dünden bugüne Türk el sanatları”. Kültür ve Sanat Dergisi. sayı:36. ANKARA:1997, s.36
[7] Kültür. Bakanlığı. Türk El Sanatları. ANKARA :1993 s.11
[8] Mustafa , Arlı . Kuruluşundan Bu Yana Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi El Sanatları Eğitim-Öğretim ve Araştırmaları”. III. Ulusal El Sanatları Sempozyumu Bildirileri. İzmir:1981.
[9] Ülker, ERGİNSOY. İslam Maden Sanatının Gelişmesi. İSTANBUL:1980 s.10
[10] Tevhide, ÖZBAĞ. “Geleneksel Kadın Takıları.” Tüyes Dergisi. sayı:5 s.12
[11] Tevhide, ÖZBAĞ. “Anadolu Kadın Takıları” Antika Dergisi. s.13
[12] Sevim, PAYZIN. Anadolu Takıları sayı:1 İSTANBUL:1985 s.12
[13] ÖZBAĞ . A .g . e . sayı :5 s.13
[14] PAYZIN. A .g . e . İSTANBUL:1985 s.12
[15] Mustafa, ARLI. Beypazarı’nın Telkari Ürünleri Üzerine Bir Araştırma. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları. ANKARA:1989 s.100
[16] ÖZBAĞ. A .g . e . s.14
[17] ARLI. A g . e . s.10 İzmir:1983
[18] Meriç, ATANUR . “Beypazarı’nda Gümüşün Bir Başka Öyküsü” Kültür Sanat Dergisi. ANKARA:1993 sayı:19 s.47

Viola Spolin

Viola Spolin kimdir? Eminim ki onu pek çoğumuz duymuştur. Onu çok yakından tanımayanlarınız var ise bu çalışma ile o’nunla ilgili kısa bir bilgiye sahip olacaklardır. Spolin’in drama literatürüne katkıları, TV, tiyatro ve eğitim alanın da yaptıkları üzerine bulunan bilgilere onun izlediği felsefeye ve oyunlarına yer verilen bu araştırmada dramaya farkılı yönden bakışlar ve öneriler yer alacaktır. Spolin drama da ilk olarak tiyatro oyunu tekniğini kullanarak çalışmalarını sürdüren kişilerin arasında yer alır. Daha çok Neva Boyd’dan etkilenmiştir.

Spolin’den bahsetmeden önce drama kavramı üzerinde duracak olursak. Şiirsel, anlatısal ya da diyaloglar halinde yazılan ve yazınsal metnin, oyun kişilerinin söyleminden oluştuğu edebiyat türü. Drama; yalnızca Batı tiyatrosunun yüzyıllardır ürettiği; tiyatro yazınında kendini kabul ettirmiş yapıtların ortak özelliği değil, her çeşit tiyatro ürününün ortak özelliğini gösteren bir terim olarak ele alınmalıdır.[1]

Başaka bir değişle etkileşim ve iletişimin drama çalışmalarında temel bir özellik olarak görülür. Bu teknik katılımcı merkezli olup tek taraflı değildir. Hem oyuncular hem hem de izleyiciler sözlü veya sözsüz etkileşim içindedirler. Çalışmaların doğasında etkileşim yoluyla yaşayarak öğrenme vardır. [2]

Dramanın temelinde oyun vardır. Anlam olarak genelde tiyatro gösterisi temsil diye tanımlayabileceğimiz gibi oyuncunun sahnede rolle gerçekleştirdiği oynayış veya oynamak üzdere yazılmış tiyatro yapıtı olarakta tanımlayabiliriz. Bu tanımların dışında oyun anlam olarak genelde bir şey yapmak anlatım olarak hareket etmek eyleme geçmektir.

Oyun oynamak çocuklar için yaşamdaki endeğerli şeydir. Çocuklar oyun oynayarak; sosyal ilişkileri geliştirmeyi, insanlarla iletişim kurabilmeyi, kendilerini tanımayı, yani yaşamı öğrenirler. Yaşamı anlamak onlar için kolay değildir. Bunun için aynı oyunu defalarca oynarlar. Oyun, yaratıcı dramanın en önemli aracıdır. Burada; katılımcısıyla, lideriyle ve oyunuyla tüm drama süreci içinde, herkes düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir. Spontanlığın ortaya çıkabilmesi, duyguların harekete geçebilmesi kısa kısa bir çok çalışma yerine, uzun soluklu çalışmalarla daha olasıdır.

Yaratıcı drama; Günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmayı . Olaylara olgulara eleştirel bakabilmeyi. Yaratıcılığı ve estetik duyguları geliştirmeyi, Sosyalleşmeyi, işbirliği yapabilme becerisini, Toplulukla çalışma yeteneğini, katılımcılığı, Toplumsal duyarlılığın artmasını, İletişim becerilerini geliştirmeyi, özgüvenin artmasını. Utangaçlık, çekingenlik v.b. gibi olumsuz duygulardan arınmayı, ruhsal olarak sağlıklı bir birey olmayı, hayal gücünü geliştirmeyi, kendini tanımayı-keşfetmeyi-geliştirmeyi ve daha iyi ifade etmeyi, özgürce düşünebilmeyi ve düşündüklerini söyleyebilmeyi, düzgün konuşabilme becerisinin gelişmesini, verileni olduğu gibi kabullenmeden çok, araştırıcı olmayı, sanatı, özellikle tiyatroyu sevmeyi sağlar. [3]

Yaratıcı drama da tüm bunlar tiyatro teknikleri kullanılarak yapılır. Bu teknikte öğretmen ya da yönetici yerine lider vardır. Uzun yıllardır çocuklarla sürdürülen çalışmalarda, atölyelere düzenli olarak katılan çocuklarda sosyal ve psikolojik gelişmeler gözlemlenmiştir. Sonuç olarak yaratıcı drama hakkında söylenecek tek şey var;" Yaratıcı drama yaşamın provasıdır " [4]


Öğrenme için pek çok yöntem kullanılabilir. Kullanılan yöntemlerde en etkili olanın göze kullağa ve uygulamaya yönelik olması etkindir. Bu tür bir öğrenme daha kalıcı ve süreklidir. Bireylerin kendilerini ifade edebilmesi, yetişkin olunduğunda çekingen hakkını savunamayan, kendine güveni olmayan, a sosyal bireyler yerine. Yaratıcı kendinden emin, kendini toplum içinde ifade edebilen ve sürekli yeniliğe açık bireylerin olması için bu tür bir eğitim ve çalışma gerçekten çok iyidir.

Drama ile pek çok şey yapılabilir. Eğitim, tiyatro, psikolojik terapi ve daha bir çok konu düşünülerek geliştirilebilir. Kimi insanlarda önünde olma konuşabilme sıkıntısı yer alabilir. Bu durumun aşılması yine kendisine bağlıdır.

Viola spolin’e göre herkes oynayabilir. Herkes İçinden geldiği gibi çalıp söyleyebilir. Dileyen herhangi birisi tiyatro oynayabilir.

Eğer ortam buna izin verirse, herhangi birisi bununu her ne olduğunu öğrenmeye karar verebilir ve eğer birey buna izin verirse, çevre ona onun öğrenmek zorunda olduğu her şeyi öğretecektir. Yetenekli veya çok küçük de olsa bir yeteneği olan kişiler oynamayı başarabilir.

Tiyatro oyunları tam katılımın olduğu bir süreç olarak uygulanır , iletşimin, etkileşimin, yöntem ve cezaların veya konu içeriğinin olduğu herhangi bir alan olduğunu savunan Viola Spolin dramaya çok farklı bir bakış getirmiş ve farklı çalışmalara değinmiştir.
[1] www.tiyatronline.com.
[2] Naci Aslan, Oluşum Drama atölyesi notları
[3] Naci ASLAN, Oluşum Bülteni, Eylül 1997 Oluşum Tiyatrosu ve Drama Atölyesi Drama Lideri

[4] Naci ASLAN, Ouluşum Bülteni, Eylül 1997 Oluşum Tiyatrosu ve Drama Atölyesi Drama Lideri